
Kağıthane Avukatları
23 Mart 2026Türkiye, turizm, iş, sağlık hizmeti, eğitim ve gayrimenkul yatırımı gibi nedenlerle çok sayıda yabancının bulunduğu bir ülkedir. Bu nedenle trafik kazaları, otel ve alışveriş merkezi kazaları, iş kazaları, havalimanı düşmeleri, transfer sırasında meydana gelen yaralanmalar ve benzeri olaylar bakımından “yabancıların Türkiye’de tazminat hakkı” son derece pratik bir hukuki konu hâline gelmiştir. Türkiye’de bir kazaya maruz kalan yabancı uyruklu kişi, sırf yabancı olduğu için tazminat hakkını kaybetmez; aksine somut olayın niteliğine göre Türk borçlar hukuku, trafik hukuku, sigorta hukuku ve milletlerarası özel hukuk kuralları çerçevesinde maddi ve manevi tazminat talep edebilir. Haksız fiilden doğan borçların kural olarak haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna tabi olması da, Türkiye’de meydana gelen birçok kaza bakımından Türk hukukunun uygulanmasını gündeme getirir.
Bu çerçevede, yabancıların Türkiye’de geçirdiği kazalar sonucu tazminat taleplerinde temel soru şudur: Kaza nerede oldu, nasıl oldu, kim sorumlu, zarar hangi belgelerle ispatlanacak ve başvuru önce sigortaya mı yoksa doğrudan davaya mı yöneltilecek? Özellikle trafik kazalarında işletenin sorumluluğu, sigorta şirketinin teminatı, yabancı plakalı araçlarda Türkiye Motorlu Taşıt Bürosu’nun rolü ve bazı hâllerde Güvence Hesabı’na başvuru imkânı sürecin merkezindedir.
1. Yabancıların Türkiye’de tazminat isteme hakkı var mı?
Evet. Türkiye’de yaralanan, sakatlanan, tedavi görmek zorunda kalan, çalışamaz hâle gelen veya yakını ölen yabancı bir kişi; olayın şartlarına göre maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilir. Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin hükümleri, kusurlu ve hukuka aykırı fiille başkasına zarar veren kişinin bu zararı gidermekle yükümlü olduğunu düzenler. Bedensel zarar hâlinde tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar gündeme gelebilir; manevi tazminat da ayrıca istenebilir.
Yabancı mağdurun turist, iş insanı, öğrenci, Türkiye’de ikamet eden yabancı, sağlık turizmi hastası ya da transit yolcu olması kural olarak tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. Belirleyici olan unsur, zararın gerçekliği, sorumluluğun hukuki dayanağı ve illiyet bağının kurulabilmesidir. Bu nedenle uygulamada yabancıların en sık karşılaştığı sorun, hak sahibi olup olmamaktan çok; delillerin zamanında toplanmaması, sağlık raporlarının eksikliği, tercüme ve vekâlet sürecinin yanlış yürütülmesi ve muhatabın yanlış seçilmesidir. Bu da dosyanın başında doğru hukuki stratejiyi kritik hâle getirir.
2. Türkiye’de yabancıların en sık karşılaştığı kaza türleri
Yabancılar bakımından tazminat talepleri yalnızca trafik kazalarıyla sınırlı değildir. Uygulamada en sık karşılaşılan olaylar; trafik kazaları, havalimanında düşme ve platform-merdiven kaynaklı yaralanmalar, otel ve tatil tesislerinde kayma-düşme olayları, transfer araçlarındaki kazalar, iş kazaları, inşaat ve şantiye kaynaklı yaralanmalar, alışveriş merkezi veya site ortak alanlarındaki güvenlik zafiyetleri ve bazen de sağlık hizmeti sürecinde doğan zararlar şeklinde görülür. Bu olayların tamamında aynı hukuk uygulanmaz; ancak ana eksen çoğu zaman haksız fiil sorumluluğudur. Trafik kazalarında ayrıca Karayolları Trafik Kanunu ve zorunlu trafik sigortası rejimi devreye girer.
Bu nedenle “Türkiye’de yabancı turistin geçirdiği kaza” başlığı altında tek tip dava modeli yoktur. Örneğin havalimanında hizmet kusurundan veya işletme ihmalinden kaynaklanan bir düşme olayı ile karayolunda meydana gelen bir trafik kazası arasında hem sorumlu kişiler hem de başvuru yolu farklılaşabilir. Aynı şekilde iş kazasında işverenin sorumluluğu ile otelde güvenlik önlemlerinin yetersizliği nedeniyle meydana gelen kazada işletmenin sorumluluğu ayrı hukuki değerlendirme gerektirir.
3. Trafik kazalarında yabancıların tazminat hakları
Yabancıların Türkiye’de geçirdiği kazalar bakımından en yoğun uyuşmazlık alanı trafik kazalarıdır. Karayolları Trafik Kanunu’na göre bir motorlu aracın işletilmesi bir kişinin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına yol açarsa, işleten ve bağlı olduğu teşebbüs sahibinin sorumluluğu gündeme gelir. Aynı Kanun’un 90. maddesi de maddi ve manevi tazminatın kapsamında Borçlar Kanunu’nun haksız fiil hükümlerine gönderme yapar. Bu yapı, yabancı mağdur açısından da geçerlidir.
Trafik kazasında yabancı mağdur; somut olaya göre sürücüye, araç malikine, işletene, zorunlu mali sorumluluk sigortacısına ve şartları varsa diğer sorumlulara karşı talepte bulunabilir. Eğer kazaya yabancı plakalı ve geçerli Yeşil Kart sigortasına sahip bir araç karışmışsa, tazminat sürecinde Türkiye Motorlu Taşıt Bürosu özel önem taşır. TMTB, yabancı plakalı aracın Türkiye’de sebep olduğu zararlarda başvuru merci olarak işlev görür; sitesinde bedeni zararla sonuçlanan kazalar için istenecek belge setlerini de açıkça belirtmektedir.
Burada önemli bir ayrım vardır. Türk plakalı araçlarda çoğu dosya doğrudan ilgili trafik sigortası şirketine karşı yürürken, yabancı plakalı araçların karıştığı olaylarda Yeşil Kart sistemi ve TMTB devreye girebilir. Yeşil Kart sistemi üçüncü kişilerin zararlarının karşılanmasına yönelik bir güvence mekanizmasıdır; aracın kendi zararını değil, üçüncü kişilerin zararını esas alır. Bu nedenle yabancıların Türkiye’de geçirdiği trafik kazalarında ilk hukuki inceleme, kazaya karışan aracın plakasının, sigorta durumunun ve Yeşil Kart ilişkisinin doğru tespit edilmesidir.
4. Hangi tazminatlar talep edilebilir?
Yabancı bir mağdur, Türkiye’de geçirdiği kazanın niteliğine göre hem maddi hem manevi tazminat isteyebilir. Türk Borçlar Kanunu kapsamında bedensel zarar hâlinde tedavi giderleri, geçici iş göremezlik zararları, sürekli iş göremezlik veya çalışma gücü kaybı, ekonomik geleceğin sarsılması, bakıcı gideri ve uygun şartlarda diğer bağlantılı zarar kalemleri ileri sürülebilir. Ölüm hâlinde ise cenaze giderleri, ölümden önceki tedavi giderleri ve destekten yoksun kalma tazminatı gündeme gelir; yakınlar lehine manevi tazminat da ayrıca talep edilebilir.
Özellikle yabancı mağdurlar bakımından dikkat edilmesi gereken nokta, gelir ve yaşam düzenine ilişkin ispatın dosyada uluslararası belge niteliği taşıyabilmesidir. Kişinin kendi ülkesindeki gelir belgeleri, çalışma kayıtları, vergi evrakı, iş sözleşmesi veya bağımsız çalışma gelirleri tercümeli ve usulüne uygun şekilde dosyaya sunulmalıdır. Aksi hâlde zarar hesabı, mağdur aleyhine eksik veriyle yapılabilir. Uygulamada bedensel zarar dosyalarında sağlık kurulu raporları, epikrizler, adli muayene raporları ve tüm tedavi evrakı temel delil niteliğindedir. Güvence Hesabı ve TMTB’nin belge listeleri de bu yaklaşımı yansıtmaktadır.
Manevi tazminat bakımından ise vatandaşlık değil, olayın ağırlığı, kusur durumu, yaralanmanın etkisi, yaşam kalitesindeki bozulma, kalıcı iz veya sakatlık, mağdurun yaşı ve sosyal etkiler önem taşır. Bu nedenle yabancı mağdurun Türkiye’de kısa süreli bulunuyor olması, manevi tazminat talebini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Asıl mesele, yaşanan elem ve ızdırabın somut olayın özellikleriyle uyumlu biçimde ortaya konulmasıdır.
5. Önce sigortaya başvuru mu, doğrudan dava mı?
Trafik kazalarında çok kritik bir usul kuralı vardır. Zorunlu trafik sigortası kapsamına giren taleplerde, sigorta kuruluşuna başvuru yapılması uygulamada temel ön adımdır; Sigorta Tahkim Komisyonu da, uyuşmazlık için önce ilgili sigorta kuruluşuna başvuru yapılması gerektiğini açıkça belirtmektedir. Bu yönüyle dosyanın sigortaya sunulması, eksik belge tamamlama süreci ve başvurunun kapsamı büyük önem taşır.
Uyuşmazlık sigorta şirketiyle çözülemezse, Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvuru değerlendirilebilir. Komisyonun 2026 yılı için açıkladığı başvuru ücret tarifesi ve tebligat giderleri günceldir; ayrıca vekâleten yapılacak başvurularda HMK m. 74 kapsamında özel yetkili vekâletname aranabildiği de Komisyon tarafından duyurulmaktadır. Bu ayrıntı, yabancı müvekkillerle çalışan avukatlar bakımından önemlidir; çünkü standart vekâletname ile tahkim başvurusu yapılması her dosyada yeterli olmayabilir.
Buna karşılık sigorta dışında kalan manevi tazminat, işleten sorumluluğu, işletme ihmali, havalimanı düşmesi, otel kazası veya site-AVM güvenlik ihmali gibi olaylarda çoğu kez doğrudan sorumlulara karşı dava gündeme gelir. Yani her kazada “önce sigorta başvurusu” kuralı yoktur; bu kural özellikle sigorta teminatı içindeki trafik zararlarında öne çıkar. Dosyanın türü yanlış sınıflandırılırsa süre, görev ve muhatap hataları doğabilir.
6. Yabancı plakalı araç kazalarında TMTB ve Yeşil Kart sistemi
Türkiye’de yabancı plakalı bir aracın karıştığı kazada, olayın çözümü yalnızca klasik trafik sigortası mantığıyla yürütülmez. Türkiye Motorlu Taşıt Bürosu, geçerli Yeşil Kart sigortasına sahip yabancı plakalı araçların Türkiye’de verdiği zararlar bakımından başvuru altyapısı sunar. TMTB, hem maddi hasar hem bedeni zarar süreçleri için başvuru formları ve belge listeleri yayımlamaktadır. Bedeni zararla sonuçlanan kazalarda; yabancı araca ait Yeşil Kart sigorta belgesi, ruhsat fotokopisi, sürücü ehliyet bilgileri ve kaza raporu gibi belgeler özellikle önemlidir.
Bu sistem, Türkiye’de özellikle turizm bölgelerinde ve uluslararası geçiş güzergâhlarında önem kazanır. TMTB’nin paylaştığı bilgiye göre Yeşil Kart’a sahip yabancı plakalı araçlar Türkiye’de yılda ortalama yaklaşık 2.500 kazaya neden olmaktadır. Bu veri, yabancı plakalı araç kaynaklı uyuşmazlıkların istisnai değil, uygulamada dikkate değer yoğunlukta olduğunu göstermektedir.
7. Hangi durumlarda Güvence Hesabı devreye girer?
Her dosyada sigorta şirketi veya TMTB’ye ulaşmak mümkün olmayabilir. Özellikle aracın tespit edilememesi, zorunlu sigortanın bulunmaması, çalıntı veya gasp edilmiş araçlar ya da sigorta şirketinin mali bünye zafiyeti gibi özel hâllerde Güvence Hesabı devreye girebilir. Güvence Hesabı’nın resmi açıklamalarına göre; sigortalının tespit edilememesi durumunda kişiye gelen bedensel zararlar, sigortasız aracın neden olduğu bedensel zararlar, bazı çalıntı-gasp edilmiş araç halleri ve iflas/ruhsat iptali gibi durumlar kapsam dahilindedir.
Burada önemli bir pratik ayrım daha vardır: klasik Güvence Hesabı başvurularında çoğu durumda yalnızca bedensel zararlar ön plandayken, Yeşil Kart ve iflas eden şirketlere ilişkin bazı başvurularda hem maddi hem bedensel zarar taleplerinin gündeme gelebileceği görülmektedir. Bu nedenle yabancıların Türkiye’de geçirdiği kazalar bakımından “muhatap bulunamadı, artık hiçbir hak yok” yaklaşımı hatalıdır; doğru kurumun doğru hukuki rejim içinde seçilmesi gerekir.
8. Zamanaşımı ve süreler neden kritik?
Trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinde süre meselesi son derece önemlidir. Karayolları Trafik Kanunu’nda ve Türk Borçlar Kanunu’nda haksız fiile ilişkin zamanaşımı düzenlemeleri bulunur; genel çerçevede zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıllık, her hâlde fiilden itibaren on yıllık süre temel referanstır. Bu sürelerin somut olayın niteliğine, cezai boyuta ve dosyanın hukuki vasfına göre ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Yabancı mağdurlar bakımından pratik sorun şudur: Kaza Türkiye’de olur, kişi ülkesine döner, tedavi süreci başka ülkede devam eder ve dosya aylar sonra avukata gelir. Bu gecikme yalnızca zamanaşımı yönünden değil, delillerin kaybı bakımından da risklidir. Kamera kayıtlarının silinmesi, kaza yeri tespitlerinin zayıflaması, tanıkların ulaşılmaz hâle gelmesi ve sağlık kayıtları arasındaki bağın kopması tazminat miktarını doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle yabancıların Türkiye’de kaza geçirmesi hâlinde ilk hukuki danışmanlık mümkün olan en erken aşamada alınmalıdır.
9. Türkiye’de hangi hukuk uygulanır?
Yabancı unsur içeren her dosyada “hangi hukuk uygulanacak?” sorusu önemlidir. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 34. maddesine göre haksız fiilden doğan borçlar kural olarak haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna tabidir. Bu nedenle Türkiye’de meydana gelen bir trafik kazası, havalimanı düşmesi, otel kazası veya benzeri bedensel zarar olayı bakımından çoğu durumda Türk hukuku uygulanacaktır. Fiilin işlendiği yer ile zararın meydana geldiği yer farklı ise ayrıca ilgili fıkralar devreye girebilir; ancak Türkiye’de gerçekleşen klasik kaza senaryolarında başlangıç noktası Türk hukukudur.
Bu kuralın sonucu şudur: mağdur yabancı olsa bile tazminat kalemleri, kusur değerlendirmesi, illiyet bağı, manevi tazminat yaklaşımı ve başvuru yolları büyük ölçüde Türk hukukuna göre belirlenir. Dolayısıyla yabancı müvekkilin kendi ülkesindeki hukuk kurallarına göre beklenti oluşturması çoğu zaman yeterli olmaz; Türkiye’deki dava ve başvuru mimarisi ayrıca analiz edilmelidir.
10. Deliller nasıl toplanmalı?
Yabancıların Türkiye’de geçirdikleri kazalarda en kritik konu, delillerin eksiksiz toplanmasıdır. Trafik kazasında kaza tespit tutanağı, polis veya jandarma raporu, araç ve sigorta bilgileri, varsa kamera görüntüleri, fotoğraflar, tanık bilgileri, acil servis kayıtları ve tüm sağlık evrakı ilk aşamada korunmalıdır. Yabancı plakalı araç varsa Yeşil Kart bilgisi ve TMTB’ye yapılacak başvuru için gerekli belgeler ayrıca temin edilmelidir. TMTB ve Güvence Hesabı’nın yayımladığı belge listeleri, bedensel zarar dosyalarında epikriz, sağlık kurulu raporu, adli muayene raporu ve gelir belgelerinin önemini açık biçimde göstermektedir.
Havalimanı, otel, site, AVM veya işyeri gibi yerlerde meydana gelen düşme ve yaralanmalarda ise olay tutanağı, güvenlik kamera görüntüsü, işletmeye yapılan ilk bildirim, tanık isimleri, doktor raporları ve gider belgeleri mutlaka saklanmalıdır. Uygulamada yabancı mağdurlar çoğu zaman ülkesine döndükten sonra yalnızca birkaç fotoğraf ve hastane raporu ile başvurmaktadır. Bu, bazı dosyalarda yeterli olabilir; ancak kusur ve sorumluluğun güçlü biçimde ispatı için erken aşamada profesyonel delil yönetimi gerekir.
11. Yabancıların Türkiye’de tazminat sürecinde en sık yapılan hatalar
Birinci hata, yanlış muhataba başvurmaktır. Oysa kimi dosyada sigorta şirketi, kimi dosyada işleten ve sürücü, kimi dosyada TMTB, kimi dosyada Güvence Hesabı, kimi dosyada ise otel, havalimanı işletmesi veya işveren asli muhataptır. İkinci hata, sağlık belgelerini eksik toplamaktır. Özellikle sakatlık ve iş göremezlik iddialarında resmi ve denetlenebilir tıbbi kayıt olmadan yüksek tazminat beklentisi çoğu zaman gerçekçi değildir. Üçüncü hata ise süreci yalnızca ceza dosyasına veya idari şikâyete bırakıp, sivil tazminat ayağını geciktirmektir.
Dördüncü önemli hata, vekâlet ve tercüme sürecini hafife almaktır. Sigorta Tahkim Komisyonu’nun vekâleten başvurularda özel yetkiye dikkat çekmesi tesadüfi değildir. Yabancı müvekkil dosyalarında pasaport, ikamet, vekâletname, apostil veya noter-tercüme süreçleri baştan doğru kurulmadığında esaslı zaman kaybı yaşanır. Özellikle yabancıların Türkiye’de trafik kazası tazminatı dosyalarında, başvurunun teknik kısmı çoğu zaman maddi hukuktan daha belirleyici hâle gelebilir.
Yabancıların Türkiye’de geçirdikleri kazalar sonucu tazminat talepleri, yalnızca “yabancı mağdur” başlığıyla değil; olayın türü, sorumluluk rejimi, sigorta ilişkisi, uygulanacak hukuk, ispat araçları ve başvuru mercii birlikte değerlendirilerek ele alınmalıdır. Trafik kazalarında Karayolları Trafik Kanunu, zorunlu trafik sigortası, Sigorta Tahkim Komisyonu, TMTB ve bazı dosyalarda Güvence Hesabı; diğer kazalarda ise Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiil hükümleri belirleyici rol oynar. Türkiye’de gerçekleşen birçok kaza bakımından Türk hukukunun uygulanması da, yabancıların Türkiye’de etkili şekilde hak aramasını mümkün kılar.
Bu nedenle yabancı bir kişinin Türkiye’de trafik kazası geçirmesi, havalimanında düşmesi, otelde yaralanması ya da başka bir ihmale dayalı zarara uğraması hâlinde; dosyanın en başında doğru hukuki yol haritası kurulmalıdır. Doğru kurum seçimi, doğru delil seti, doğru tazminat kalemleri ve süre yönetimi sağlandığında, yabancıların da Türkiye’de maddi ve manevi tazminat talep etmesi hukuken mümkündür ve birçok dosyada etkilidir.





